ismail turgut














Bir süredir elimde eski İstanbul fotoğraflarından oluşan bir dosya, sokaklardayım. Eğer hoyratça talan edilmediyse bulduğum mekânları, eski haliyle aynı kadrajı yakalayıp fotoğraflamaya çalışıyorum.
O gün, Üsküdar Sultantepe'de dik bir yokuşta eski bir Üsküdar fotoğrafının çekilmiş olabileceği yeri arıyorum. Yaşlı ama yaşından daha yorgun yürüyen bir bey yanımda durdu ve beni izlemeye başladı. Sonra, elimdeki dosyayı göstererek;
--" Fotoğraflara bakabilir miyim?" dedi.
Fotoğraflara bir göz attıktan sonra;
--"Çok güzel, nereden buluyorsunuz bunları, ben yağlı boya tablo yaparım ama eskisi gibi dışarı rahat çıkamıyorum, bu eski İstanbul sokakları fotoğraflarından tablo yapmak isterdim, bu eski fotoğrafları nereden bulabilirim" dedi. Ve bu eski fotoğraflar üzerine bir sohbet başlıyordu ki;
İnmekte olduğu yokuştan geri dönerek;
--" Sizi evime davet ediyorum, birlikte bir kahve içelim bu konuda da biraz sohbet ederiz" dedi.
Bir anda reddedemedim ve o yorgun yüreği kırmamak için; - Peki dedim ve birlikte, yakındaki evine yürüdük, eşi beni sanki 40 yıldır tanışıyormuşuz gibi karşıladı. Ev hemen Üsküdar iskelesi arkasındaki tepede küçük bir apartman dairesi ama sanki elinizi uzatsanız boğazın serin sularına değeceksiniz kadar yakın ve güzel bir manzarası var.
Kahve ve sohbet faslında beyefendinin isminin İsmail Turgut Iğdır olduğunu, 81 yaşında olduğunu ve en acısı çok yakında 46 yaşındaki tek oğullarını kaybettiklerini öğreniyorum. Üçümüzün de gözleri doluyor ve kısa bir sessizlik yaşanıyor boğaza karşı. Dolmabahçe tüm ihtişamı ile bize bakıyor.
İşte o zaman bu gözlerdeki yorgunluğu anlıyorum ve anlıyorum ki benim yarım saat de olsa eve sohbete ve kahveye davet edilme sebebi sadece yağlı boya tablo veya fotoğraf değil...
Sanırım fotoğrafı biraz da bunun için seviyorum...
8 Nisan 2008